19 Eylül 2016 Pazartesi

KEDİNİZ DEPRESYONDA MI ?

        Dr.Gürbüz ERTÜRK
www.activeveterinergrup.com

1)Kediler normal olarak çok uyurlar. Fakat kedinizin aktivitesi azaldı ve enerjisi düşük,sürekli uyuyor ise bu durum normal olmayabilir. Kediniz alışık olduğunuzdan daha mı çok uyuyor?
Evet  Hayır 
2) Normalde sosyal ve dışarıya çıkan kediniz,ürkek,asosyal ve saklanma eğilimli davranışlar sergiliyor mu?
Evet  Hayır 
3) Kediniz yemeğiyle ilgilenmiyor veya her zaman yediğinden daha az mı tüketiyor?
 Evet  Hayır 
4) Yalanarak temizlik yapmıyor mu?
Evet  Hayır 
5) Kediniz idrar püskürtüyor veya tuvalet kutusunu kullanmamaya mı başladı?
Evet  Hayır 
6) Kediniz daha saldırgan,ısırma veya tırmalama eğilimi arttı mı?
Evet  Hayır 
7) Kediler aileden birinin uzaklaşması sonucu (insan,kedi,köpek vb) aşırı bağırma davranışı gösterebilirler. Kediniz normalden fazla miyavlıyor mu?
Evet  Hayır
Yukarıdaki sorulardan bir tanesine bile evet yanıtı verdi iseniz  kedinizin bir sağlık sorunu var demektir.Bu herhangibir organ rahatsızlığı olabildiği gibi DEPRESYON bulgusu da olabilir. Kedinizi en kısa sürede veteriner hekime götürmelisiniz. Endişelenmeyin.Birçok problemin sonderece basit çözümleri vardır. Bazen onunla oyun oynamanız kadar basittir çözüm.

 Çeviri....

11 Eylül 2016 Pazar

KÖPEKLERDE BESLENMENİN DAVRANIŞLAR ÜZERİNE ETKİSİ

        Dr.Gürbüz ERTÜRK
  www.activeveterinergrup.com
Beslenme bütün canlılarda olduğu gibi köpeklerde de uzun ve sağlıklı bir yaşam için önemlidir.Diyetteki protein , yağ, karbonhidrat, vitamin hatta antioksidanlar agresyon ,stres ve bilişsel fonksiyonlar üzerine etki ederler.

Aminoasitler

Davranışlar, nörotransmitter adı verilen maddeler ve hormonlar tarafından şekillendirilir.Nörotransmitterler ;iki sinir hücresi arasında veya sinir ile hücre arasındaki iletişimi sağlayan kimyasalllardır.
Davranışlar üzerine olan etkileri açısından ençok çalışılan aminoasit ;triptofan ve tirosindir.Birçok aminoasit nörotransmitterlerin ön maddesidir.Triptofan ve bazı aminoasitler kan-beyin engelini kolay geçerler.Triptofan bir nörotransmitter olan Seretonin için ön maddedir.Seretonin agresyon ve stresi kontrol eder.Diyette triptofan artarsa seretonin de artar.Düşük proteinli diyetler, bazı köpeklerde bölgesel agresyonu azaltırken triptofanca zengin diyetler genel agresyonu azaltırlar.

Yağlar - Antioksidanlar

Poliansature yağ asitleri (PUFA) ve deksaheksanoik asit (DHA) yangı ve bilişsel durumlarda önemlidir.Köpeklere gebelikte , emzirirken , yavrular sütten kesildikten sonraki beslenmelerinde DHA'ce zengin besinler verilirse eğitim performanslarının arttığı görülecektir.Bu tip katkılı yavru mamalarını bulmam mümkündür.

Yaşlanma ile beraber mitokondriyal enerji metabolizmalarında düşme ,oksidatif yıkımlanmalarda artış ve bunların sonucunda da beynin belirli bölgelerinde atrofiler oluşur.Besinlerle ve direkt olarak alınan antioksidanlar olumlu etki oluştururlar.Bilşsel kayıpların önüne geçilmede antioksidanlar yararlı olur.


Prezervatifler (Koruyucular) 

Gerek insan gerekse köpek besinlerinde koruyucu olarak BHT (Butylated Hydroxytulene) ,BHA (Butylated Hyroxyanisole) ve Ethoxiquen gibi kimyasallar kullanılır.Araştırmalar bu maddelerin kanserojen olduğunu kanıtlamıştır .Bunun ötesinde allerjik reaksiyonlar ,hiperaktivite, açıklanamayan korkular,ürkeklik ve agresyon oluştururlar. Gıdalarda bulunan tahıllar, pestisid ve kimyasal gübre kalıntısı taşıma olasılığı dikkate alınırsa risklidirler.Bu kalıntılar, uyarılma ve agresyon gibi davranış bozuklukları oluşturur.

Gıdalardaki tatlandırıcılar,baharatlar,renklendiriciler de davranış bozukluklarından sorumludurlar.

Vitamin ve Mineraller 

Besinlerde  vitamin ve mineral madde eksikliği olursa aşağıda kısaca sıralayacağım davranış bozuklukları oluşur.

*Tiamin olarak bilinen B1 vitamini eksikliğinde;kompulsif bozukluklar, Koprofaji(dışkı yeme) ,kas,beyin ve sinir sistemine ilişkin sorunlar görülür.

*Niasin olarak bilinen B3 vitamini eksikliğinde reflekslerde azalma ve agresyon görülür.

*Kalsiyum eksikliği , agresyon, anksiyete ve sinirsel bozukluklar oluşturur.

*Manganez eksikliği;allerji,nöbetler,sağırlık,agresyon ve aşırı uyarılma gibi sorunlar oluşturur.

*Magnezyum eksikliği;hafıza zayıflığı ,öğrenme güçlüğü ve agresyona neden olur.

Bull terrierlere özgü takıntılı dönme davranışının (diğer ırklardakinden farklı) sorumluları, manganez,aminoasitler ve çinko eksikliğidir.

Evcil dostunuzda karşılaştığınız bir davranış sorunu ; organsal,çevresel,kalıtsal olabildiği gibi beslenme orijinli de olabilir.Sağaltım ancak doğru bir tanı ile mümkündür. Bu yüzdendir ki sorunun çözümünde konusunda uzmanlaşmış veteriner hekim desteği alın.







29 Ağustos 2016 Pazartesi

EVCİL DOSTLARIMIZDA OKUL STRESİ


     

              Dr.Gürbüz ERTÜRK
         www.activeveterinergrup.com 





Kediler ve köpekler rutin yaşayan canlılardır.Aynı saatte kalkıp , aynı saatte yemekten,aynı saatte oynamaktan sonderece mutlu olurlar. Bu minik dostlarımız haftanın bütün günlerini ve hangi gün erken yada geç kalkıldığını da bilirler.Her olay ve durumun ipuçlarını gözlemleyerek  ne zaman ne olacağını bilip ona göre tavır oluştururlar.Doğal olarak okulların açılacağı zamanı ,evdeki çocukların okul için erken kalkmalarını ,onları okula götürecek servis araçlarını ve konu ile ilgili hazırlıkları bilirler.

Okul hazırlıkları köpeklerin çoğunu etkiler ve volta atma,mızıldanma,tuvalet alışkanlığında bozulma gibi anksiyete belirtilerin görülmesine neden olur. Kediler de benzer şekilde etkilenir.Miyavlama, huzursuzluk, tuvalet kutusunu kullanmama gibi durumlar görülür.


Evcil dostla ilişkiye başlarken herzaman şunu öneririrm.Mevcut sosyal hayatınızı köpek veya kedi edindiniz diye değiştirmeyin.Ancak onlara yaşantınız içerisinde hiç değiştirmeyeceğiniz bir yer açın ve böyle devam edin.rutini bozmamaya özen gösterin. Okullar açıldı,tatil başladı diye ilşkiyi değiştiriseniz sorunlar başlıyor.
Yukarıda sıraladığım anksiyete belirtilerine ek olarak kusma ve ishaller de görülebilir.Bütün bu belirtilerin arkasında anksiyete dışında başkabir sağlık problemi de yatıyor olabilir.Onun için veteriner hekiminize danışın.

Evcil dostlarınızın rutinlerini bozmamaya özen gösterin.Küçük yaşlardan itibaren yanlız kalmalarına yardım edin ve öğretin.Çevrelerini zengin tutun.Onlara herzaman sürprizler hazırlayın.Uzun süre meşgul olabilecekleri oyuncaklar verin.Evde bırakmadan önce iyibir egzersiz yaptırın.Yemek saatlerini evde olabileceğiniz saatlere ayarlayın.(yemekten yaklaşık 2 saat sonra enerji tavan yapar) Evde yanlız bırakma yerine olanak varsa işe götürün.Kreşlere verin. Herşeye karşın sorun yaşamaya devam ediyorsanız ;profesyonel destek alın.

8 Mayıs 2016 Pazar

PARAZİTLERİN KEDİ ve KÖPEKLERDE NEDEN OLDUĞU DAVRANIŞSAL DEĞİŞİKLİKLER



     Dr.Gürbüz ERTÜRK
www.activeveterinergrup.com
Hepimizin bildiği gibi hastalıklar,hasta hayvanlarda birtakım davranış değişiklikleri oluşturur..Bu yazıda ,paraziter invazyon ve enfestasyonların kedi ve köpeklerde oluşturduğu davranış değişikliklerini ele alacağız.

Parazitler, soyucu-sömürücü etkilerine ek olarak hayvanların davranışlarının da değişmesine neden olabilirler.”İnsanlarda parazitlerin organizmaların davranışlarını değiştirici etkisi olduğuna ilişkin çalışmalar var. Majör depresyon, parazit, virüs ve bakterilerin neden olduğu bir tür bulaşıcı hastalık olabilir.. Bir defa aktif hale gelince de beyindeki nörotransmitterleri değiştiren ve nesilden nesile geçebilen bir şekle dönüşebilir” diyor Nörolog Çanlı.Yine insanlarda Dikkat Eksikliği ve hiperaktiviteye de yol açabiliyor parazitler. Hayvanlarda parazitler anksiyeteye  neden olurlar.Bu durumun uzun sürmesi hayvanların yaşam sürelerini ve kalitesini olumsuz etkiler.Refah düzeyleri düşer.Oluşan kronik stresin etkileri gelecek kuşaklara da aktarılır.Parazitlerin oluşturduğu davranış değişikliklerini bazı sistemlere göre ele alırsak;

Nörolojik :

Nörolojik değişikliklerin ilk belirtileri ruh halinin değişmesi şeklindedir.Merkezi sinir sistemini etkileyen her durum,davranışı da etkiler.Sorun inrakranial (toksoplazma) olabileceği gibi ekstrakranial de (parazit toksinleri) olabilir.

Beyinde etkilenen bölgeye göre farklı yanıtlar oluşur. Önbeyin etkilenirse; öğrenilmiş davranışlar unutulur. Limbik sistem veya hipotalamus etkilendiğinde ise duyusal ve motor fonksiyonlar bozulur.

Nörolojik etkilenimde depresyonla karşılaşabiliriz. Çeşitli düzeyde nöbetler, hava yutma ve kompulsif bozukluklar da karşılaşılabilecek diğer davranış bozukluklarıdır. İnsanlarda varlığı bilinen nörojenik ağrı ,hayvanlarda tespit edilememiş olmasına karşın ağrının davranış değişikliklerinden sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Nörojenik ağrı dışındaki ağrıların davranış değişikliği oluşturduğunu biliyoruz. Fiziksel muayene ile bu ağrının varlığını saptamak çoğunlukla mümkün olmaz.Ancak bazı davranış değişikliklerinde ağrının varlığını düşünmeliyiz.Bunlar; agresyon, ajitasyon, duruş bozukluğu, kafa sallama, inleme, kaşınma şeklinde sayılabilir. Bunların hemen hepsini kulak uyuzu veya diğer paraziter hastalıkların neden olduğu lezyonların sonucu olarak da görmekteyiz.

Dermatolojik:

Paraziter hastalıklar söz konusu olunca deri önemli bir alandır. Pireler, keneler, uyuz etkenleri, sivri sinekler ve tatarcıklar deride lezyonlar oluşturur. Bunların sonucu olarak; kaşınma, kendini ısırma, takıntılı yalanma, kuyruk veya bacakları çiğneme, anksiyete ve ağrı ortaya çıkar. Özellikle anksiyete ve ağrı  agresyon sorununu oluşturur.

Hastalık tedavi edildikten sonra bazı hayvanlarda , yukarıda sıraladığımız davranışlardan bir kısmı öğrenilmiş davranış olarak devam edebilir. Parazitlerin oluşturduğu kaşıntı , kedi – köpek için sahibinin dikkatini çekme şeklinde algılanır ise tedavi edildikten sonra da dikkat çekme amaçlı devam edebilir.

Gastrointestinal :

Bağırsak parazitleri (tenya, kancalı kurt, askarit, koksidia, giardia, toksoplasma)yeme alışkanlıklarını ve dışkılama düzenini değiştirir. Kusma ve abdominal ağrı oluşturur. İrritabl Bağırsak Hastalığına neden olurlar. Bunun sonucunda ishaller oluşur.

Tuvalet alışkanlığı edindirilmiş köpekler, kum kutusunu düzenli kullanan kediler başka yerlere tuvaletlerini yapmaya başlarlar.Böylece bu hayvanlarla ilgili eliminasyon problemleri gündeme gelir.

Yalanma,hava yutma,dudak şapırdatma  karşımıza çıkan başka bir davranış sorunudur. Hava yutma veya hava yakalama davranışı önceleri epilepsi ile ilişkilendirilirdi.Ancak yapılan bir çalışmada bunun  gastrit ve sindirim sitemi hastalıklarında ortaya çıktığı kanıtlandı.

Parazit invazyonunun şiddetine bağlı olarak pica ve koprofaji görülür. Yavrular sözkonusu olunca  pica olayları çevreyi tanıma ve oyun gibi algılanabilir. Bu nedenle sağaltım gecikebilir ve ölümle sonlanan durumlar oluşabilir.

Özetle; bütün medikal problemlerde olduğu gibi paraziter hastalıklar da kedi ve köpeklerde davranış değişikliklerine neden olur. Hayvan sahiplerinin bize getirdiği hertürlü davranış probleminde öncelikle sorunun arka planında bir sağlık probleminin olup olmadığını araştırmalıyız. Probleme göre sağaltım uygulamalıyız.

Örneğin kulak uyuzu bulunan bir kedi veya köpek kulağını ( sahibine göre boynunu) kaşır, kafasını sallayabilir, yan tutabilir .O bölgeye dokunulduğunda hatta bölgeye doğru uzanıldığında agresyon gösterebilir. Bu durumda sadece uyuzu sağaltmak yeterli olmaz. Bu hastada dokunmaya karşı gösterilen reaksiyonun da giderilmesi gerekir. Bu yüzden hastalıklara hem medikel hem de davranışsal tedavi uygulamalıyız.

12 Nisan 2016 Salı

KÖPEKLERDE TUVALET ALIŞKANLIĞI EDİNDİRME



      Dr.Gürbüz ERTÜRK
 www.activeveterinergrup.com


Köpek – insan ilişkisinde en önemli eğitimlerden birinin tuvalet eğitimi olduğuna inanıyorum.Meslek yaşamım buyunca çok sayıda köpeğin, tuvalet alışkanlığı olmaması nedeniyle sahip değiştirdiğine üzülerek tanık oldum.Oysaki köpekler,doğaları gereği temiz hayvanlardır.Köpek yavruları 8-9 haftalık olduklarında belli bölgelere tuvaletlerini yapma eğilimindedirler.İçgüdüleri gereği yattıkları,yemek yedikleri ve oynadıkları alanlar dışındaki bölgeleri tercih ederler.(Uzun süre daracık kafeslerde tutulmuş yavrular hariç.) Yavrunun bu doğal özellikleri tuvalet eğitiminde bizim işimizi kolaylaştırır.

Köpekler yemek yedikten,su içtikten sonra ,uykudan kalkınca ,oyun oynayınca, heyecanlanınca eliminasyon ihtiyacı duyarlar.Bu ihtiyaçlarını zemine dayalı ve nokta işaretleme tarzında yaparlar.Yani ihtiyaçlarını karşılamak için uygun yere gider ve orada o noktayı bulmak için yeri koklayarak dairesel hareketler yapmaya başlarlar.(Bu hareketi dünyanın doğu –batı veya kuzey-güney aksına ayarlamak için yaptıklarını da biliyoruz şimdilerde.) İşte bu davranışı gördüğümüzde yavru köpek yanlış bir noktada ise onu korkutmadan ,kızmadan “ yok yok  orası değil “diyerek doğru yere taşımalı (taşırken ters çevirerek götürülürse eylem durur) ve doğru yerde yapınca derhal ödüllendirmeliyiz.Unutmayınız ki bütün eğitimler gibi bu da sabır ve zamana dayalı bir süreçtir.Karşımızdaki canlı her şeyi ile bizden farklı ,ama aynı sosyal hayatı paylaşıyoruz.Ne istediğimizi algılaması için sabretmeliyiz ve ona zaman tanımalıyız.İstediğimizi anladığında onu ödüllendirmeli ve sürecin tamamlanması için bunu sıksık tekrarlamalıyız.

Tuvalet eğitiminde birçok yöntem olmasına karşın en yaygın kullanılan ve en başarılı olan yöntem;”sınırlandırılmış alan” yöntemidir.Yani bir kafes veya taşıma kutusu kullanmaktır.
Köpeğin içinde rahatça yatabileceği,ayakta durabileceği ve dönebileceği büyüklükteki bir kafes kullanılmalıdır.Köpek bu kafese alıştırıldıktan sonra Bütün ev halkının mutlak uyacağı bir proğram yapılır.Ayrıca bu işe başlanmadan önce köpek iç parazitlere karşı ilaçlanmalı ve iyi kaliteli bir mama ile beslenmelidir.

*Sabah erkenden köpek uyanır uyanmaz tuvalet ihtiyacının karşılanacağı yere götürülür.Bu ,ev içerisinde gazete,pet,çeşitli aparatlar olabileceği gibi ev dışında bir yer de olabilir.Buraya götürüldüğünde onunla hiç ilgilenmeden ,oynamadan durulmalı ve tuvaletini yapması beklenmelidir.Tuvaletini yapınca hemen ödüllendirilmelidir. Geçen ayki yazımızdan anımsanacağı üzere ödül,önceden hazır edilmiş çok lezzetli ve küçük bir parça yiyecek olabilir.Bu ödül eylemin bitiminden sonra 1-3 saniye içerisinde verilmelidir.Eliminasyon işlemi 10 dakika içerisinde yapılmadı ise yavru tekrar kafese götürülmeli ve 15 dakika sonra tuvalet bölgesine yeniden taşınmalıdır.

*Doğru yerde tuvaletini yaptı ise oynanabilir ve devamında yemek yiyip su içmesi sağlanır.Bu işlemden sonraki 20 dakika içerisinde tekrar tuvalet ihtiyacının oluşacağı unutulmamalıdır.Dinlenme anı ve kontrol edemeyeceğimiz durumlarda köpeği kafesinde tutmalıyız.Burada genel kabulgören süre;köpeğimiz kaç aylık ise +1 saat daha kafeste kalabileceğidir.Örneğin 3 aylık bir köpek enfazla 4 saat kafeste kalmalıdır.Gün içerisinde 8-10 kez tuvalet ihtiyacının karşılanacağı alana gidilmelidir.Gece olduğunda köpek uyuyacağı için bu süre daha uzun olacaktır. Özetlersek ,tuvalet eğitiminde;

A-Tuvalet eğitimi bitinceye kadar:
*Köpekler düzenli aralıklarla beslenmeli.
*Yemeği ve suyu 20 dakikadan fazla önünde tutulmamalı.
*Öğünler arasında yiyecek içecek verilmemeli

B-Aşağıdaki durumlarda tuvalet ihtiyacı karşılanmalı.
*Sabah uyanır uyanmaz
*Her yemek ve su içiminden sonra
*Her uykudan uyandığında
*Heyecan-coşku uyandıran durumlardan ve oyunlardan sonra
*Gece yatmadan hemen önce

C-Doğru yerde yapılınca ödüllendirilmeli,yanlış yerde yapılırsa yapılırken görüldüğünde kızılmadan,korkutulmadan doğru yere taşınmalıdır.Üzerinden 3 saniyeden fazla süre geçmiş kazalar için;hiç konuşmadan köpek bölgeden uzaklaştırılmalı ve orası iyice temizlenmelidir.Bölgeye oyuncak ve mama serpiştirilebilir.Bu ,o noktadaki bir sonraki kazayı önlemede yardım edecektir.

Tuvalet eğitimi,  saf veya kırma ırklar için farklı değildir.Sadece küçük ırklarda genellikle zor olabilmektedir.Bunun sebepleri de: küçük ırkların sidik keseleri küçüktür,yaşadıkları ev onların gözünde çok büyük bir alan gibi gelebilir,soğuk ve ıslak dış ortamlara daha duyarlı olabilirler,en önemlisi küçük köpek sahipleri başlangıçta evdeki kazaları çiş ve/veya kaka miktarının az oluşu sebebiyle önemsemez ve köpek kötü olana alışır.

29 Mart 2016 Salı

HAYVANLARIN YAŞLI ve ÇOCUK SAĞLIĞINA ETKİLERİ




   Dr.Gürbüz ERTÜRK
www.activeveterinergrup.com






Evcil dostlarımız hepimizin beden ve ruhsağlığına olumlu etki ederler. Özellikle köpekler davranış ve duygularımızı yansıtırlar. Konuştuğumuz her şeyi anlarlar,beden dilimizden ruh halimizi algılarlar.Herzaman gözümüzün içine bakarak insan arkadaşlarının durumunu anlamaya çalışıp ona göre davranış sergilerler. Bilimsel çalışmalar kanıtlamıştır ki;

*Evcil hayvan sahipleri ,evcil hayvan sahibi olmayanlara oranla depresyondan daha az yakınırlar
*Evcil hayvan sahiplerinin trigliserid ve kolesterol seviyeleri daha düşüktür.daha az kalp hastalığı riski taşırlar.
*Kalp krizi geçiren bireylerden yaşamında evcil hayvan olanlar daha uzun yaşarlar.
*Evcil hayvan besleyenlerin kan basınçları daha düşük stresten uzaktırlar.Bu örnekleri artırmak olası.Ancak bu yazıda evcil hayvanların yaşlı ve çocukların sağlığı üzerine etkileri konusuna değineceğim.Çünkü bu iki dönem insan yaşamının en hassas olduğu yılları kapsar.

Hayvanların Yaşlıların Sağlığına Etkileri

Günümüzde uzayan yaşam süreleri nedeniyle 65 yaş ve üzeri kişiler yaşlı olarak kabul edilmektedir.Bu yaştaki kişiler ;emekli olmuş,olasılıkla çocukları evden ve/veya aynı kentten uzaklaşmış ,belki de eşini kaybetmiş kişilerdir. Bu insanların yaşamlarını bir hayvanla paylaşmaları ;morallerini yüksek tutar ve yaşama daha olumlu bakmalarına yardım eder.
Arkadaşlarının çoğunu kaybetmiş olan bu yaş grubu insanlar köpekleri ile parka ve sokağa çıkarlarsa yeni arkadaşlıklar kurarlar.Bu yürüyüşler sırasında yaptığı egzersizler sayesinde bağışıklık sistemleri güçlü kalır.Araştırmalar göstermiştir ki;bu yaş grubunda bir hayvanla yaşayanlar, yaşamında hayvana yer vermeyenlere oranla %30 daha az doktor ihtiyacı duyarlar.

California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma ;evde kedi-köpek besleyen Alzheimer hastalarının daha az anksiyete ve stres belirtisi gösterdiği kanıtlanmıştır.Köpekler bu hastalarda agresif davranışları da azaltmıştır.

Prosky ve Hendrix isimli araştırmacılar evcil hayvan sahibi olanların ,olmayanlara göre ;empati,kendine güven ,bağımsız karar verebilme becerilerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.Hayvanı besleyen,yıkayan,yürüyüşe çıkaran yaşlının kendi özbakım gereksinimlerini de bu şekilde anımsadığı görülmüştür.Hayvanlar insanların motor becerilerinin sağlıklı kalmasına ve gelişmesine de katkı sunarlar. Hayvanını yürüyüşe çıkaran yaşlı, kendisi de egzersiz yaptığı için kalp ve damar hastalıklarından ,konstipasyondan korunmuş olur.Kan basınçları düzenlidir.Hayvanlar eğlence kaynağı olduklarından yaşlıları eğlendirir, anksiyetelerini azaltır,sözel ve gözle iletişim kurmalarını ve duygularını ifade edebilmelerini kolaylaştırır.

Özellikle huzurevlerindeki yaşlılar için evcil hayvanların desteği sağlanmalıdır.İlk kez 1919 yılında Florance Nigthingale psikiyatri hastaları ile teröpatik ilişki kurmak için ordu köpeklerini başarıyla kullanmıştır.Evcil hayvanla terapinin yaşlı bakımevlerinden başlanarak ,hastaneler dahil birçok alanda kullanılması çağımızda bir gerçeklik ve gerekliktir.


Hayvanların Çocuk Sağlığına Etkileri


Hayvanlar çocukaların sağlığına da çok olumlu katkılar sunmaktalar.Öncelikle hayvanlarla ilişki kuran çocuklar , daha sosyal olurlar.Hayvanlarla büyüyen çocuklarda alerji ,astım gibi hastalıklara daha az rastlanır. Hayvanlar, çocukları büyükler gibi yargılamaz,emir vermez ve onlara güven duygusu verirler. Özellikle ailenin evde olmadığı durumlarda çocuklarda ayrılık kaygısı gelişebilir ki hayvanın varlığı bunu engeller. Araştırmalar hiperaktif ve agresif çocukların hayvanlarla sakinleştiğini daha uyumlu olduklarının göstermiştir.

Otistik veya başka öğrenme güçlüğü çeken çocuklar, hayvanlarla rahat ilişki kurarlar ve bunu daha sonra insan ilişkilerine uyarlarlar.

Bir çocuğun hayvanı sıkmadan,canını yakmadan dokunması,sarılması onun ince motor gelişimine katkı sunar.Hayvanın günlük gereksinimlerini karşılamak sorumluluk duygusunu geliştirir.Çocuktaki zihinsel ve sosyal becerileri arttırır.En önemlisi özgüven ve empati yeteneği kazandırır.

Çocuk ruh sağlığının gelişiminde evcil dostların etkisi oldukça çoktur. Çocukların hayvanlara olan ilgisi desteklenmeli ve onlardan korkutulmamalıdır. Çocukların hayvanlara yönelik olumlu tepkileri desteklenmelidir.




NoT: Bu yazım Petinfo Dergi Mart 2016 sayısında yayınlandı.
 .

9 Mart 2016 Çarşamba

Evcil Dostlar



Dr.Gürbüz ERTÜRK       
www.activeveterinergrup.com

Son yıllarda evcil hayvanların evlerde beslenmesi oldukça yaygınlaştı. Büyük kentlerde evlerin çoğunda bir veya daha fazla evcil hayvan var. Evcil hayvanlar ; köyde , sokakta , barınakta… Aslında onlar hayatın ta içinde. Düşünüyorlar , duygulanıyorlar , psikolojik sorunlar yaşıyorlar . Bizse doğanın hakim canlısı olarak onları nasıl tanıyoruz ? Onları anlıyor muyuz?

Mesela ; köpekler niçin ulurlar , hiç düşündünüz mü? Uluma ; bir ağıttır , yalvarmadır. Nerdesin gel artık haykırışıdır.Sesimi duy artık bağırtısıdır.Sevdiğinden ( bağlı bulunduğu ailesinden ) ayrı kalmış köpeğin sıla özlemidir.Köpeğin her çıkardığı ses uluma değildir elbette.İletişimde kullandığı başka sesler de vardır. Sıradan zannettiğimiz havlamalar mesela.

Bölgesini korumakla görevli bir köpek , oraya insan yada başka bir hayvanın girmesine engel olmak , uyarmak için havlar. Yaklaşan bir tehlikeyi haber vermek için alarm niteliğinde havlar. Canı sıkılınca ilgi çekmek için havlar. Bu durum ; genelde bahçede olan köpeğin önünden bir insan veya başka bir hayvanın geçişi sırasında olur. Köpeğin beden dili  saldırganlık ipuçları taşımaz. Yani “ hey ben buradayım , selamlıyorum seni “ der.          

Köpekler bazen da sosyal ilişki gereği havlarlar. Civarda havlayan bir arkadaşına eşlik ederler. Yalnızlık kaygısı taşıdıklarında da havlarlar.

Evlerde ençok beslediğimiz ikinci canlı kedilere gelince ; köpeğe göre en önemli artıları gürltüsüz oluşlarıdır diyebiliriz.Köpekler havlar , kediler miyavlar . Ancak kediler , kendi aralarındaki iletişimde sesden ziyade beden dilini daha çok kullanırlar. Uzak yada yakın mesafede birbirleri ile iletişimde miyavlamazlar. Kulak , kuyruk , bıyık gibi organlarını kullanarak oluşturdukları vücut hareketleri ile iletişim kurarlar. Mart kedileri hariç . O ay gelince sevgililerine serenat için sesler çıkarırlar .

Kediler , miyavlayarak iletişim kurmayı insanla kurdukları ilişkide daha çok kullanırlar . Çünkü bilirler ki insanlar onların miyavlamalarına daha çok ilgi gösterirler. Hatta her durumda ayrı bir ses tonu kullanarak ( duygulu , acı çeken , acıkmış , coşkulu ) adeta bizlerle konuşurlar . Ben, bir veteriner hekim olarak bir çok kedi sahibinden “ benim kedim bana anne diyor “ dediklerini duymuş ve bu duruma tanık olmuşumdur .

Köpekler dünyayı bizler gibi mi deneyimler ?

Ünlü köpek davranış uzmanı Sezar Millan diyor ki; “ İnsanlar önce görür , sonra duyar , daha sonra koku alırlar . Köpekler ise durumu algılarken koklar , duyar , son olarak da görürler .” Kediler ve köpekler avcı hayvanlardır . Doğada hiç kimse hazır mamalarla servis yapmıyor onlara . Kendi mamalarını kendileri avlayarak yemek zorundalar . Avlanırken avın renginin önemi var mı sizce ? Ne renk olsa yerler tabiki. Oysaki  avın kokusunu almak , sesini duymak renginden çok daha önde gelir . Köpeklerde , kedilerde insanlar kadar net görüş keskinliğine sahip değillerdir. Yaklaşık + 3 derece miyopturlar . Çok yakın ve çok uzaktaki cisimleri göremezler . Ancak hareketteki farklılığı algılarlar .
Böyle olunca bizler onları yıllarca siyah beyaz görüyor zannettik . Oysaki köpekler  dünyayı , sarı veya mavi – yeşilin tonlarında görürler .

Peki ya kediler gerçekten dokuz canlı mıdır ?

Hayır , elbette onlar da bizler gibi tek yaşama sahiptirler . Yükseklere tırmanırlar , zıplarlar , atlarlar , düşerler ve çoğunlukla hayatta kalırlar . Bizler de bu nedenle dokuz canlı olduklarını düşünürüz  . Aslında yüksekten düşen kediler ; “ paraşütçü kediler” dir. Yani düşüş anında bir paraşüt gibi yavaşça süzülür ve dört ayak üzerine düşüşü ayarlarlar . Ancak günümüzde binalar çok yüksek ve etrafları beton zeminlerle kaplı . Bu nedenle en şanslı “paraşütçü kediler”  3 ve 4 . kattan düşen kedilerdir .

Kediler , köpekler , kuşlar , insanlar , tüm canlılar birbirlerinden farklı özellikler taşırlar . Doğada üstünlüğü elinde tutan bizler , doğaya duyduğumuz özlemle farklı özelliklerdeki hayvanları  kendi yaşam alanlarımıza sokarken onların türe özgü özelliklerini de yaşamalarına olanak tanımalıyız . Özgürlük ve refahlarına saygı duymalıyız . Gerektiğinde bir köpeğin ulumasını , Mart kedisinin miyavlamasını anlayışla karşılamalıyız .